(Kaynak: prettiestinpink, thinkypinky gönderdi)
(Kaynak: prettiestinpink, thinkypinky gönderdi)
Eğer çok sevdiysen, unutmak zordur.Onu unutmak isterken daha çok aklına gelir.Uyumadan önce saatlerce düşünürsün, uyandığında boş boş tavana bakarsın.En ufak şeyde aklına o gelir, mesela bu yazıyı okurken bile… Hayatımıza biri girdiği zaman odak noktamız o oluyor.Farkında olmadan hayatımızı bir kişiye endeksliyoruz.Günün büyük bir bölümünü ona ayırıyoruz ve bir gün o gidince büyük bir boşluğa düşüyoruz.En büyük hata o boşluğu başka biriyle doldurmaya çalışmak.Ondan hemen sonra hayatımıza başka biri girdiğinde, bir şey olunca “O şöyle yapardı…” diyerek kendimizi daha derin bir boşlukta buluyoruz.Yaptığı bir şey onu hatırlattığında ağlamamak için elimizden geleni yaparken nasılda çaresiz bir durumda olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz.Arkadaşlarımızın o filozof edasıyla söylediği “Zamanla unutursun” sözü aslında çok doğru.Birini unutmak için en önemli etken zamandır fakat tabi ki tek başına hiçbir şeye yaramaz.Yeni meşgaleler, aktiviteler ile hayatına yeniden yön vermen gerekir.Kalabalıkta bile buruk ve yalnız hissettiğin o dönemler belki aylar belki yıllarca sürer fakat zamanla bu duruma alışmaya başlar ve yeni hayaller kurmaya başlarsın.
Belki gözyaşlarına engel olamam ama hepsi geçecek bunu unutma.
Donald Draper’ın bile aşık olduğunda ne kadar çaresizleştiğini gördükçe kendi yaptığım hataların hiçbir önemi kalmıyor.
(Kaynak: thinkyinpinky)
Bir erkeğin sizi sevip sevmediğini öğrenmek istiyorsanız, regl olduğunuz zaman konuşun.Bir kızdan soğumak istiyorsanız, regl olduğunda konuşun.
Bu yıl, çoğu insanın hayatında tanışamayacağı biriyle tanıştım.Yabancı dil sınıfındayım ve sınıfımıza sonradan bir kız geldi.Deli dolu, fazlasıyla girişken biri.Okulda bir şey alsın, yada dışarıdan bir şey getirsin gelip hemen bana da veriyor.Garipsiyorum tabi ki, “Kalemi olan var mı?” demeye kalmadan kalemliğin den kalemi çıkarıp getiriyor hemen.Her insanın kusurları olacağı gibi onunda var tabi ki, burada ki manyaklık bende mi onda mı çözemedim ama anlatmalıyım.Geçen gün bijuteriyi talan ettik.O üstünde kelepçe olan bir yüzük beğendi ve aldı.Bende “Saçmalama çok garip duruyor” dedim, “Aa neden değişik bir şey” dedi.Ben şöyle böyle diye açıkladım ama yok bide satıcı da “Sen muhafazakar mısın ?” deyince kala kaldım.”Muhafakarlıkla alakası yok” demeye çalıştım ama ağzımda “Muhafasker” gibi bir şey çıkınca utandım, ezildim büzüldüm, sesimi çıkarmadım.Ogün “Beraber dövme yaptıralım mı?” dedim direk “Tamam” dedi, “İki ay sonra ama” dedim “Olur” dedi.Başka birine söylesem “Yook 2 ay sonraa olmasın, 2,5 ay sonra olsuun” derdi.”Şuraya gidelim” diyorum, “Tamam” diyor.”Bunu yapalım” diyorum, “Tamam” diyor.Karnı aç olmasa bile ben açım diye yemek alıyoruz.Kahve içmeye gidiyoruz, bakıyorum profiterollü pasta, brownie gibi tatlılar alıyor bana.Benim ona aldığımı da bana veriyor.Büyük boy kahveyi 2,5 saatte falan bitirebiliyorum, hiç sesini çıkarmadan bekliyor beni.Bir şey beğeniyorum bir bakıyorum kasaya gitmiş çoktan almış bana onu.Onunla sohbet ederken eğleniyorum.Dedim ya deli dolu biri diye, fazlasıyla deli dolu.Bağıra bağıra şarkı söyleyelim desem caddenin ortasında benimle bağırarak şarkı söyler.Ne zaman onu bir kaç dakikalığına yalnız bıraksam hep onu biriyle sohbet ederken buluyorum.Bunu her kızın yaşadığına inanıyorum ki beraber gezdiğiniz, alışveriş yaptığınız arkadaşınız üstünüzde ki güzel dursa da “Yok bu sana yakışmadı”deyip aldırmaz ve siz bunun yalan olduğunu çok geç anlarsınız.O öyle değil annem olmadığı zamanlar onu eve çağırıyorum bıkmadan usanmadan en iyisini bulana kadar takılara varana kadar denettiriyor.Takılarımın olduğu kutu karışınca hemen düzeltiyor, kıyafetlerimi düzenliyor.Müjdat Gezen’de okuyor ve sürekli beni oyunlara çağırıyor.Öylede kötü arkadaşım ki bir kez bile gitmedim daha.Aramız hep böyle olur mı bilemiyorum, bunu zaman gösterecek.Ama şuan hayatımdan son derece memnunum.
Özdemir Asaf
”Bir şey elde edildiğinde yitirilmiştir.” -Albert Camus
İnsanlar yeni şeyler çıktıkça doyumsuzlaşmaya başladı.Herkes de bir şeyleri elde etme arzusu var.Bir kıyafeti, bir eşyayı yada bir kalbi.Elde edilen şeylerin değeri aslında onun için harcanan zamanla orantılı.Bir şeyi ne kadar çok ister, onun için çabalarsanız o şey daha kıymetli hale gelir.Bazen her ne kadar çok isterseniz, çabalasanız bile bazı şeyleri elde edemezsiniz.Her ne kadar ‘imkansız diye bir şey yoktur’ desek de var.Elde edemeyince de “Onca harcanan zaman boşa mıydı” diye hayıflanırız.Benim kendimde sevmediğim yönüm ise bir şeyi elde etmek için sarf ettiğim zaman değil, onu elde edince soğumam.Bir şeyi elde edince en fazla 2-3 gün sürdürebiliyorum o heyecanımı.Örneğin; Bakıştığım biri hemen yanıma gelip konuşmak isteyince soğuyorum hemen.Biraz imkansız ol, önce bir hayalimizi kurayım.Hiç bir kızın biraz bakışınca şıppadanak masasına gelen erkekten hoşlanacağını sanmıyorum.Her kız gizemli, ağırdan erkek alan ister.Ben seni 5 dakika da elde edince hiçbir büyüsü kalmadı ki.Benimki zamanla da alakalı değil yıllardır konuştuğum insan bile birden ben onun her şeyiymişim gibi davranmaya başlarsa mesajlarına cevap veresim gelmiyor, yada sırf sussun diye “:)” koyuyorum.Asıl dram ise yıllardır konuştuğunuz kişinin o gülücüğe bile bir konu bulup uzunca bir şey yazması.Bir şeyi elde etmek isteyince hepimiz sonuca odaklanıyoruz.Ben sonuca varırken elde etmek istediğim şeyin kusurlarının farkına varamadığım dan yada tatminsiz olduğumdan mı böyleyim bilmiyorum.Bir şeyi elde edince kıymetini bilemeyip, kaybedince kıymetini anlayan insanlar için gelsin http://fizy.com/s/1fhtf9
Üşümemek için lahana gibi kat kat giyinip dışarı çıktığımız mevsim Kış çabucak geldi.Kar yağmasaydı, kestane diye bir şey olmasaydı Kış’ı hiç sevmezdim.Kışın yapılacak en güzel şey battaniyenin altında Nescafe içip, bitter çikolata yiyip, kitap okumak.Hayatta yapmayı en çok sevdiğim şey uyumak olsa da, son günlerde yağan yağmur seslerinden uyuyamaz oldum.Daha kış gelmeden kitaplığımdaki kitaplar bahar da yağan yağmurlar sırasında bittiği için sağanak yağmurda Alkım yolunu tuttum.Okuyacak hiçbir şey bulamadığım için çabucak çıktım.Koskoca yerde aradığımı bulamadım demem garip biliyorum, aslında ne aradığımı bende bilmiyordum.Sonra, Alkım’ın karşısındaki Akmar’a geçtim.Akmar’a ne zaman gitsem kitaplar hariç her şey aynıdır.Üst kattaki yaşlı amcayla pek bir muhabbetimiz olmasa da içten gelir bana.Kitapları kurcalamaya başladım, yaklaşık bir saatimi orada geçirdikten sonra hayatta asla okumayacağım kitapları aldım ve çıktım.”Bu İşte Bir Yalnızlık Var, Git Kendini Çok Sevdirmeden, İhbar Ediyorum Yüreğimi Sana” bu kitaplar kaç yıllık bilmiyorum ama tek bildiğim sayfalarının sarı ve fiyatlarının 7,5 tl olduğu.İki kitap Tuna Kiremitçi’nin, iki kitap ise Mehmet Coşkundeniz’in ikisinin de bir kitabını bile okumamış ben hangi ruh haliyle bu kitapları almaya kalktım bilmiyorum.Aslında biliyorum, son iki haftada o kadar çok yaşadım ki, “Ben aşık olmam, aşka inanmıyorum.” diyen ben çok değiştim.İzlediğim bir film mi başka bir şey mi buna neden oldu bilmiyorum fakat öğrendiğim tek şey aşkı aramamak olduğu.Benimle konuşmak isteyen, tanışmak isteyen, hatta şu Facebook’ta dürtenlere kadar hepsiyle konuştum.Yakışıklı olanlar kültürsüz, bilgisizdi.Kültürlü ve bilgili olanlar ise çekici değildi.Çoğu kişiden bir saatte soğudum, bazılarıyla ise sadece ilk gün çok güzeldi.En garibi ise konuşmak için denemediği yol kalmayan erkeklere yüz verince sanki ben konuşmak için can atıyormuşum gibi davranmaları.Bir hafta içinde birbirinden çok farklı kişilerle tanıştım.Kız olmanın bir güzel yanı ise ilk adımı karşı tarafın atması.Tabi utangaç erkekleri saymazsak.Zaten pısırık, utangaç erkeği de hiç bir kız istemez.Bu iki haftada anladığım şey ya düzgün erkek kalmamış, ya da benimle konuşmak isteyen erkekler sorunlu.Aşkı aramama ne neden olduysa onun allah belasını versin diyerek kitap macerama devam ediyorum.Kitapları aldım ve şemsiyem ile 5-6 kişiyi yaralayarak eve gittim.Şemsiyenin altında bile ıslanabilen biri olduğum için çabucak pijamalarımı giydim ve birkaç saat sonra Sen Git Aşk Bana Kalsın kitabını aldım elime.Kitabın kapağında iki ergen ellerini uzatmışlardı.Kitabın arkasında ise Mehmet Coşkundeniz’in fotoğrafı vardı.Bir süre fotoğrafa gülüp kitabı okumaya başladım.Kitap çok sıkıcıydı, kitaplığa gidip kitabı değiştirip tekrar battaniyenin altına girmeye üşendiğim için kitabı okudum.Kitapta sadece 83 ve 84. sayfaları beğendim.Tumblr’da uzun zamandır yazı yazmadığım için 84 de ki her şeyi yazdım sonra bu soğuk havada yapacak bir şey bulamadığım için kestane yerken de bunu anımı yazdım.
Hesap yapamazsınız aşk üzerine.
Yapmaya kalkarsanız hep yanlış sonuca ulaşırsınız.
Çünkü aşkın tek ve mutlak bir doğrusu yoktur.
Aşkta iki kere ikinin kaç ettiği ancak siz belirlersiniz.
Durup dururken ağlarsınız.Ya da hiç olmadık bir yerde kahkaha atabilirsiniz.
Tıbba göre siz, ya delisiniz ya da delirmek üzeresiniz.
Ama aşk için olağandır bunlar.
Özlem dayanılmaz olduğunda, terk edildiğinizde, bir söze alındığınızda, unutulduğunuzda gözlerinizden süzülen yaşların taşıdığı anlamı hangi doktor anlayabilir ?
Daha önce sevgilinizle gittiğiniz bir lokantada, onun yemeği üzerine dökmesini hatırlayıp kalabalığın ortasında gülmenizi engelleyecek bir ilaç var mı ?
Birbirinize dokunurken, öperken, içinizden vücudunuza yansıyan o sıcaklığı ölçebilecek bir termometre icat edilmedi daha, edilmeyecek de…
Aşıksanız, ne yaşadığınız ülkenin adı önemlidir ne de hangi ulustan olduğunuzun…
Politik görüşünüz, ideolojiniz, aşka galip gelemez asla.Sağcı olabilirsiniz, solcu da.Ya da her neyse… Sizi buluşturacak tek ortak noktadır aşk.
Ve siz bu aşkı yaşarken aslında sağ, sol, ön, arka gibi kavramların küçücük birer ayrıntı haline geldiğini hayretle izlersiniz.
Ya ölüm…
İnsan hayatının sınırı olan bu soğuk gerçek bile aşka sınır olamaz.Çünkü ancak bir aşık göze alabilir sevdası için ölümü.Ancak bir aşık sevgilisi öldükten yıllar sonra bile aynı aşkı içinde taşıyabilir.
Sevgilinizin gözüne dikkatlice bakın.Sınırların nasıl yıkıldığını göreceksiniz.
Aşık olacağımız kişiyi kendimiz seçemeyiz, diyordu o boktan dizide.
Başka zaman olsa rahatlıkla, “Ne de çok biliyorsunuz yahu” diyebilirdim fakat başka bir zamanda değildim. Tıpkı herhangi bir kadının; “Ama ben onu istiyorum” demesi gibiydi, hani dünyada başka erkek kalmamış gibi.
Boktan boktan şarkılar dinliyorduk o dönem, boktan iç dünyamıza bir nebze olsun renk katabilmek için. Oysa ortalık griden geçilmiyordu, renkli ojeler kurtarmıyordu, havalar da iyice bozmuş olacaktı ki gökkuşağı civara uğramıyordu. ”Sigarayı azaltalım hayatım, daha sağlıklı beslenelim” diyordu arka koltuktaki adam, muhtemelen sıkı sıkı tuttuğu narin bir ele. Hayalimde, elin sahibi başını adamın omzuna yaslıyordu. Ne kadar da garipti; dışarıda onlarca ‘biz’ el ele tutuşuyordu, benim uykusuzluktan ellerim titriyordu. Tatlı su balıkları bu açık denizde yaşamayı sürdüremiyordu. Büyük bir balığın kendisini kurtarmasına ihtiyacı vardı lakin işler öyle yürümüyordu. Buralarda büyük balık, küçüğü acımadan yutuyordu. Gözden kaçırdığı buydu belki de, küçük balık içini görebiliyordu. Yanlış olmasın, olaylara büyük balığın gözünden de bakmak gerekiyordu, belki yalnızca birileri içini görebilsin istiyordu. Sonra da cüssesinin altında yatan zayıflığa ulaşıldığında kızıyordu. Balıklar böyledir bilirsin. Zaten, sadece bilirsen anlayabilirsin.
Tıpkı; bu boktan yazıyı okumaya devam edenlerin tek sebebi olan aşk gibi.
Boktan boktan şeyler içiyorduk aynı dönem. Sigaraya zam geliyordu, insanlar ölüyordu, birileri akıl sağlığını kaybediyordu, birileri ‘bizim topraklarımız’ diyordu; oysa orası yalnızca bir gezegendi, başka birileri bunu anlatamıyordu. Aşık olacağımız kişiyi kendimiz seçemeyiz, diyordu dizide. Aşk çoktan pılını pırtını toplamış, uzaklara gidiyordu.
Tıpkı ne gibiydi, bilemiyorum.